
Bir gün, parayla satın aldıkları köpeklerine bakmaktan sıkılan aile, Boncuk isimli köpekleriyle pikniğe gider. Ancak piknik, Boncuk için veda olur. Aile, onu ormanda bırakarak eve döner. Boncuk, terk edildiğini anlamadan önce saatlerce sahibini arar, ağlar, sızlar, ama nafile… Artık sevgi dolu kucağı, sıcacık yuvası ve karnını doyuracak sahibi yoktur.
Tam umudunu kaybettiği anda, ormanda ağaç kesmeye gelen ormancı ile karşılaşır. Boncuk, onu görünce sevinçle yanına koşar. Ormancı, bu sahipsiz köpeği görünce hem şaşırır hem de mutlu olur; uzun zamandır böyle dosta ihtiyaç duyduğunu fark eder. Köpeğin başını severken, Boncuk ona korkuyla bakar. “Ya beni de bir gün terk ederse?” düşüncesi, gözlerindeki masum ifade ile kendini belli eder. Ormancı, bu durumu anlar ve köpeği sımsıkı kucaklar. Gözlerinden süzülen yaşı silerek, “Hadi bakalım küçük dostum, artık yalnız değilsin. Baba ile eve gidiyoruz,” der.
Boncuk, yeni sahibinin peşine takılır ve onun evine gelir. Kapıyı açan ormancının eşi, köpeği görünce gözleri mutlulukla dolar. “Evine hoş geldin, yavrum! Artık korkma, burası senin yuvan. Sana kimse zarar veremeyecek,” der. Boncuk, bu sıcak karşılamadan öyle etkilenir ki sevinçle kadının üzerine atlayarak oyunlar oynamaya başlar. Ormancı, bu sevgi dolu sahneyi izlerken karar verir: “Senin adın Boncuk olsun, oğlum!” der.
Boncuk, ormancı İbrahim Bey ve eşi Hacer Hanım’la mutlu yaşam sürer. Her gün sevgiyle büyüyen Boncuk, çiftin yaşadığı köyde herkesin sevgisini kazanır. Zekâsı ve sadakatiyle kısa sürede köyün gözbebeği olur. Ama yıllar geçtikçe İbrahim Bey ve Hacer Hanım yaşlanmaya başlar. Artık yürümekte bile zorlanırlar. Boncuk, onlara destek olabilmek için elinden gelen her şeyi yapar. Eşyaları taşır, küçük işleri halleder ve adeta çiftin eli ayağı olur.
Bir gün, İbrahim Bey’in maaşını çekmek için bankaya giden Boncuk, yolda onu yıllar önce ormanda bırakan eski sahibini görür. Kalbi hızla çarpar; eski anılar zihnine hücum eder. Ancak ona görünmek yerine bir ağacın arkasına saklanır ve sessizce izler. Eski sahibi gidince saklandığı yerden çıkar ve bankaya gider. Banka çalışanlarının yardımıyla İbrahim Bey’in maaşını alır ve eve döner. Bu olay, Boncuk’un vefası ve zekâsıyla bir kez daha herkesin hayranlığını kazanmasını sağlar. Yıllar böylece geçer.
Sabah, Boncuk her zamanki gibi İbrahim Bey’in odasına giderek onu uyandırmaya çalışır. Ancak sahibi uyanmaz. Boncuk, endişeyle bahçedeki Hacer Hanım’ın yanına koşar ve eteğinden çekiştirerek onu eve götürür. Hacer Hanım, eşinin yatağında hareketsiz yattığını görünce yüreği sıkışır. Eşine dokunarak, “Hadi kalk, geç oldu,” der. Ama tepki alamaz. Gözyaşları içinde onun vefat ettiğini anlar.
İbrahim Bey’in cansız bedeninin yanına yatan Boncuk, üzüntüden yerinden kalkmaz. Gün boyu onun yanından ayrılmaz. Akşam olduğunda Hacer Hanım, komşularını çağırarak eşinin vefatını haber verir. Eve döndüğünde ise Boncuk’u da sahibinin yanında hareketsiz yatarken bulur. Acı, sadık dostun kalbini de durdurmuştur.
Hacer Hanım, bu kadar vefalı köpeğe sahip oldukları için hem büyük minnet duyar hem de tarifsiz acı hisseder. Eşi ve Boncuk’u birlikte toprağa verir. O gün, köy halkı bir köpeğin bile ne kadar sadık ve sevgi dolu olabileceğine tanık olur.
Yorum Yaz